Douglas Sirk, Magnificent Obsession (1954)

İyiliği yaymayı ama bunu gizliden yapmayı öğütleyen bir pratiğin filmi. Biz bunu Müslüman dünyanın pratiklerinde de görüyorduk. Muhtemelen tüm dinlerde ve tasavvuf soslu anlatılar ve spritüel hedelerde benzer eğilimler vardır. Samimiyetinin sorgulananabildiği yerlerde işler bambaşka noktalara gelebiliyor olsa da tek başına böylesi bir niyetin kendisi elbette değerli. İyilik yap, denize at mantığı. Herkesin öne çıkmak için kendini paraladığı bir dünyada kendini daha da geriye çekme ve yaptığın iyiliğin bir şekilde dünyaya yayılmasını izleyebilme, bunun bir parçası olma hoş. Gelgelelim film bazında baktığımda acaba yönetmenin böylesi bir film yapmasındaki motivasyonu neydi, mesela arkasında bir kilise falan var mı diye bakmak gerekir diye düşündüm izlerken. Film sonrasında baktım ki meğer film Lloyd C. Douglas adlı bir papazın 1929’da kaleme aldığı aynı adlı ilk romandan uyarlanmış. Fazlasıyla belliydi. Bu kör göze parmak meselelerini sevmiyorum.

Öte yandan şüphesiz bir yerde insanlığın Robin Hood’lara hâlâ ihtiyacı var ve yarın da olmaya devam edecek. Fakat bunu resmiyete döküp bir tür bağış kültürüne dönüştürdüğümüzde işlerin sarpa sardığını da görebiliyorsunuz. Bağlamı tam anlamıyla aynı olmasa da yıllar yıllar önce incelediğim Linda Polman’ın Kriz Kervanı: İnsani Yardımın Nesi Yanlış? başlıklı kitabını anımsadım. Yazara göre yardım örgütleri “tarafsızlık” ilkesi gereği kime yardım ettiğini sorgulamazlar. Gıda, ilaç, nakit ve lojistik imkânı gibi meydana gelen bu yardımlar, savaşan taraflarca da kullanılır. Savaşın maliyeti düşünce, savaşanların savaşı sürdürme kapasitesi de artar. Sonuçta yardım bahsi, farkında olmadan savaşı besler. Ama dediğim gibi filmdeki bahis bu bağlam ile aynı değil.

Tabi böylesi bir mekanizmanın (iyilik yap, deniz at) hızla tesirinin olduğunu gösterme amacıyla, iki karakterin (Helen Phillips rolündeki Jane Wyman ile Bob Merrick rolündeki Rock Hudson), başlarından geçen talihsiz duruma rağmen bir anda aralarındaki buzları eritecek denli hızlı iletişim kurması komik geldi. Filmin sınırlı bir sürede mesajını verme kaygısı gütmesi meselesi, anlaşılır ama amatör.

“Hayatını başkalarına adamak ve kendini öncü ve ilerici güçlerle uyumlu hâle getirmek”. Filmdeki bir repliği aynen buraya aldım. Bunu niçin isteriz? Kendi gündemini inşa edememiş insanların bir tür gündem inşa etme çabası olarak görülebilir mi bu? Özveride bulunmak insanların rahatlıkla yapamadığı bir şey bunun farkındayım fakat her birimiz bir yerlerde bir özveride bulunuruz ama bunu bir yaşam biçimi hâline getirmeyi, bunun motivasyonunu anlayabiliyorum ama tercih etmiyorum. Manevi, ruhsal iyilikler vb. çıktılar; bireysel olarak tercih edilebilir ama bilinçli veya bilinçsiz bir oluşumun kuyusuna su taşır hâle getiriyorsa kişiyi orada kırmızı çizgiyi çekme ihtiyacı duyuyorum. Birey olmaya halel getirecek her türlü yaklaşıma karşı alerjim var. Tehlikeli sular. Bir de bu kendini öncü ve ilerici güç olarak görme meselesi bana fazlasıyla kibirli geliyor. Ne olacak bu leş sağcı söylem! Zaten kahramanımızı “doğru yola çeken” ve film boyunca kritik anlarda devreye giren Randolph (Otto Kruger) tipi öyle olmasa da İsa figüründen hâlliceydi.

İki magazinel bilgi. Douglas Sirk’in asıl adı Hans Detlef Sierck imiş ve Almanya’da tiyatro ve sinema yönetmenliği yaparken ilk eşi Nazilere katılıyor, ikinci eşi Yahudi olduğu için o da Naziler tarafından zulüm gördükten sonra 1937’de Hollywood’a gidip adını değiştiriyor ve kariyerine öyle devam ediyor. Sonrasında gelsin Amerikan melodramları. İkinci husus da Rock Hudson. Tam jön. Wikipedi şöyle demiş: “Cinsel yönelimi konusunda ketum davranmasına rağmen, Hudson’ın film endüstrisindeki meslektaşları arasında eşcinsel olduğu biliniyordu. 1984 yılında Hudson’a AIDS teşhisi kondu. Ertesi yıl, AIDS teşhisini kamuoyuna açıklayan ilk ünlülerden biri oldu. Hudson, 59 yaşında AIDS’e bağlı bir hastalıktan ölen ilk büyük çaplı Amerikalı ünlü oldu.” Öncü ve ilerici bir spritüel hareketin, eşcinsel birini de kendi hareketine adatması (biliyorum fazlasıyla bağlamından kopararak yazdım, bilinçli tahrif), rol icabı da olsa ilginç gelmedi değil.

PS. Teşekkürler Technicolor!

  • Orijinal Başlık: Magnificent Obsession (1954, ABD)
  • Türkçesi: Her Şey Senin İçin diye bir çeviri gördüm, yine şaşırtmadı, bir film sitesi de Mukaddes Azap demiş.
  • Yönetmen: Douglas Sirk
  • Senarist: Lloyd C. Douglas, Robert Blees, Wells Root
  • Oyuncular: Jane Wyman, Rock Hudson, Agnes Moorehead