Vincent Paronnaud, Marjane Satrapi, Persepolis (2007)

Çok kez internette denk geliyordum kimi sahnelerine, nihayet izleme imkânı buldum, hem de hiç hesapta yokken. Kült Kavaklıdere’nin önünden geçerken baktım, beş dakika içinde film başlayacak. Filme 15 dakika kala uygulama/internet üzerinden bilet alamadığın için gişeden bilet aldım. Eskiden kalın kartondan yapılma bilet diyebileceğimiz bir şeyler verilirdi, şimdi ucuz bir fiş, üzerine QR kod konulmuş, tatsız işler.

Filmin üzerinden neredeyse 20 yıl geçmiş. Bir o kadar daha geçse düzen değişmeyecek gibi. Bunu artık kabullendim, acı ve zulüm bu dünyanın yaşam kaynağı. Onlar olmadan hayat devam etmeyecekmiş gibi.

Fransa’ya gidip orada tutunamayıp tekrar İran’a döneceği sırada ailesine telefon edip “Eve dönebilir miyim, ne olduğunu sormayın ama…” demesi, eve dönmek tam da böyle bir şey. Milletin işi gücü bırakıp Nolan’ın Odyssey filmi üzerinden eve dönmek üzerine bir iki bir şey söylediği dönemde, filmdeki bu sahne benim için hayli etkileyici oldu. Ev, böyle bir yer. Yıllar önce Pasajlar‘ın “Göç” sayısına yazdığım takdim metnini şöyle bitirmiştim: “Anaksimandros’un kefaretinin ödenme vakti geldiğinde, Odysseus kapı eşiğinde belirdiğinde ve Cicero sürgününden döndüğünde… Arzu edileni, Oğuz Atay’ın satırlarında buluyoruz: “Öyle bir kapı olmalı ki çalınca, insana hiçbir şey sormadan açsalar. Kapının ortasındaki küçük pencereden bakıp da ‘kim o’ demeseler. Sonra hemen içeri alsalar beni. Ben anlatmak istesem bile hemen sustursalar: Biz her şeyi biliyoruz…” Ev böyle bir yer. Ve tüm verdiği acılarına rağmen, ev yine bir yerde doğup büyüdüğün yerden bağımsız olamıyor.

Bir diğer husus ise aklımda kalan ve üzerine sahiden kafa yormak istediğim mesele dürüstlük bahsi. Dürüst olmak üzerine kafa yoracak kadar garip bir hâlde bile olabilirim. Filmin bir sahnesinde, karakterimiz Marjane bir erkek ile buluşacak, giyinip kuşanmış, sokakta onu beklemektedir. Ahlak bekçisi (bu ne güzel ifade yahu!) tipler de tam kendisine doğru gelirken onlardan kurtulmak için bankta gazete okuyan adamı göstererek kendisine sarkıntılık ettiğini söyler ve dikkatleri o adamın üzerine çeker. Adam da apar topar rejim bekçileri (bak bu da güzel ifade, bir şeyi “bekleyen”lere “bekçi denilmesi) tarafından alınıp götürülür sorguya çekilir. Marjane ucuz atlatmıştır ama babaannesinin gözünden bakıldığında rejimle utanç dolu bir işbirliğine girmiştir. Öyledir. Hep ne demiştir o küçükken kendisine, “dürüst ol”.

Dürüstlüğün geçer akçelikten çıktığını düşündüğüm zamanlardayız. Ebeveynler mesela sahiden dürüstlüğü salık veriyorlar mıdır çocuklarına. Yoksa ayakta kalmaları için birtakım hinlikleri mi anlatıyorlardır. Sanki ikincisi daha baskın. Hepimizin olduğu gibi dürüst davranmadığım kimi anlar şüphesiz oldu hayatımda ama dürüst bir yaşam sürdüm diyebilirim. Fakat biri hep bana dürüstlüğü hatırlatsa ve bunu yaşamının temel dinamiği belle deseydi, bugün hayatım başka mı olurdu acaba? Çünkü böylesi şeyler, birtakım başka olunması gereken ideal davranışlarla beraber bir hazır paket gibi gelir ve insan öyle yapılması gerektiğine şartlanır, dolayısıyla üzerine kafa yorulmaz. Kötülük yapmadığın sürece iyilik yapmadığın bir hayat tatsız mıdır mesela? Öte yandan bu hazır paket de aslında bir şeylerin yapılmaması üzerinden inşa edilir. Dinlerin koyduğu zamanla kanunlara da sirayet edilmiş kimi emirler vardır malum, on emir, yedi büyük günah vesaire. Onu yapma derken aslında zıttı ile iyi olmayı da tanımlamış olursun.

Hikâyesi olan insanların, hikâyelerini anlatabilme becerisi de olduğunda lezzetli işler çıkıyor ortaya. Persepolis böyle bir filmdi. İran bir gün umarım özgür günlerine dönebilir ve bu bataklıktan kurtulabilir. Ve umarım Türkiye de kendini soktuğu bataklığı bir an önce kurutur. Enseyi karartmamak lazım!

PS. Roger Ebert Reyiz ne yazmış diye bakayım dedim, adam cümleye şöyle başlamış: “1972 yılında Tahran Film Festivali’ne katıldım.” Dammit! Ve Marjane Satrapi yakın zamanda henüz 56 yaşında ölmüş. Eşinin ölümü üzerinden bir yıl sonra. “Kederden öldü” demiş yakınları, inanırım. “Kederden ölmek” de bu zamanların bir örüntüsü. 

  • Orijinal Başlık: Persepolis (2007, Fransa)
  • Yönetmen ve Senarist: Vincent Paronnaud, Marjane Satrapi
  • Oyuncular: Chiara Mastroianni, Catherine Deneuve, Danielle Darrieux