Öte Yandan — V: İkiyüzlülük

Emrys Westacott, Philosophy Now‘daki “Why Do People Hate Hypocrisy?” başlıklı yazısında, ikiyüzlülüğe duyulan evrensel öfkenin neye dayandığını sorguluyor. Westacott önce kavramı üçe ayırıyor: hissetmediği duyguları iddia eden “duygusal” ikiyüzlülük, taşımadığı inançları savunan “bilişsel” ikiyüzlülük ve açıkça benimsediği ilkelere aykırı davranan “davranışsal” ikiyüzlülük. Asıl ilgilendiği ise üçüncüsü, davranışsal ikiyüzlülük. Westacott’ın temel argümanı şu: ikiyüzlülük aslında pek de zararlı bir kusur değil; çünkü zararı veren, sözle eylem arasındaki tutarsızlık değil, eylemin kendisidir. Şiddet karşıtlığını savunup karısını döven adamın, kadına verdiği zarar ikiyüzlülüğünden değil yumruklarından gelir.

Westacott tezini örnekler üzerinden yürütüyor. Oskar Schindler savaş boyunca sadık bir Nazi gibi davranır ama bu maskenin altında fabrikalarını Yahudi işçilere sığınak yapar ve 1.200’den fazla insanın hayatını kurtarır. Mark Twain’in Huckleberry Finn’i, köleliği meşru sayan Güney ahlakını içten içe benimsemiştir; kaçak köle Jim’e yardım etmeyi bir hırsızlık hatta günah sayar ama onu ele vermez, kovalayanlara teslim etmez. İkisi de tartışmasız ikiyüzlüdür, sözleriyle eylemleri çelişir. Ama çoğumuz onları bu çelişki yüzünden yargılamayız; çünkü eylemlerini onaylarız. Schindler’in maskesi durumun gerektirdiği bir zorunluluktur, Huck’ta dostluğun ideolojiye galip gelişini destekleriz.

Westacott’un asıl hamlesi, bu örneklerin “negatif imgesi”ni kurmasıdır. Köleliği “ahlaki çöküntü” diye kınayıp kaçak köle avcılarına para ödeyen bir Huck ya da Nazizmi açıkça yerip Yahudilerin toplanmasına yardım eden bir Schindler hayal edin. Buradaki ikiyüzlülük, tutarsızlık birebir aynıdır ama bu kez tiksiniriz. Bu da kilit noktayı bir açığa çıkarır: Bizi rahatsız eden ikiyüzlülüğün kendisi değil, onun örttüğü davranıştır. İkiyüzlülükten yalnızca altındaki eylemi kınadığımızda tiksinir, eylemi onayladığımızda ise aynı ikiyüzlülüğe seve seve geçit veririz. Bu yüzden Westacott itirazımızın büyük ölçüde ahlaki değil estetik olduğunu söyler. İkiyüzlü bir insanın görüntüsü hoşumuza gitmez ama bu görüntü görece zararsızdır. Asıl zararı ikiyüzlülük değil, eylemin kendisi verir. Yazar bunu hız sınırı analojisiyle pekiştirir: hızlı sürerken yol açtığım kazada birini yaralayan şey, sürüşümün yasadışı olması değil, hızın kendisidir. Aynı yaralanmayı yasaya uygun sürerken de yaratabilirim. Köleler de efendilerinin ikiyüzlü olup olmamasından değil, köleleştirilmiş olmaktan acı çekmiştir.

Sonuç bölümünde Westacott, ikiyüzlülüğün sistemin nedeni değil sonucu olduğunu savunur. Sıradan bir hayat yaşayıp yine de yoksulluğa, eşitsizliğe, iklime dair ahlaki kaygı taşıyan herkes “kazara ikiyüzlülüğe” mahkûmdur: küçük esnafın derdine ortak olup Amazon’dan alışveriş yapan kişi, ucuz emek ürünü satın alan sömürü karşıtı kişi, tatile uçakla giden çevreci kişi… Bu kaçınılmazlık öfkenin asıl hedefini şaşırtır çünkü iyi niyetli ama ikiyüzlü bir çevreci, çevre düzenlemelerine karşı çıkıp pervasızca kirleten birinden daha az zarar verir. Westacott, Žižek’ten ödünç aldığı bir sözle metnini bitirir: ikiyüzlülük açık bir zorbalıktan evladır zira çiğnediği ilkeyi yine de dile getirir; o ilke ayakta kaldıkça, kendi yaptıklarımızı yargılayacak bir ölçütümüz de olur.

Demek ki insanlar “ikiyüzlülüğüne dayanamıyorum” derken çoğu zaman bir tutarsızlığa değil altındaki eyleme öfkeleniyor. Ama o eylem de kendilerine hoş geliyorsa sorun yok. İkiyüzlülük paradoksu gibi bir şey oldu bu! İkiyüzlülük suçlamasını bizatihi kendisi ikiyüzlü bir suçlama.