Joaquín Rodrigo, Concierto de Aranjuez – Adagio (1939/1996)

Joaquín Rodrigo’nun Concierto de Aranjuez’inin Adagio bölümünü gün aşırı dinliyorum. Oturup başka hiçbir şey yapmadan, sadece onu dinlerken buluyorum kendimi. Arka planda bir ses olarak değil, bizatihi kulak kabartıp yahut videosunu izleyerek. Tüm bedenim eşlik ediyor. Salınma hissi ile dinliyorum. Kendimi başka bir şeye bu denli kolay teslim etmeyi hiç de makul bulmuyorum.

Rodrigo tam bir yirminci yüzyıl insanı. Bresson’un Mouchette filmi için yazdığım kısa notta da dile getirdiğim bir bahis vardı, onu yine buraya almak isterim. Ahmet Cemal, Elias Canetti’nin İnsanın Taşrası kitabına yazdığı önsözde şöyle bir şey der ve bunu sıklıkla anımsarım, “İki dünya savaşını yaşamış olan bu kuşak [Canetti ve diğerleri —TD], elbet istemeksizin, insanoğlunun tüm yükseliş ve düşüş noktalarını deneyimler dağarcığına eklemiştir. Bu deneyimlerin sonucu ise, insana yönelik her türlü aşağılamaya ve kıyıma her alanda çok bilinçli bir başkaldırma eylemi olmuştur.” Rodrigo da bu kuşaktandır. Üç yaşında geçirdiği hastalık görme yetisini neredeyse tamamen almıştı. Göremediği bir dünyayı içine çekiyor, deneyimliyordu. Anlatılanlardan yola çıkıp hissettiği şekliyle. Eserin hikâyesi de bu söylemimi destekliyor gibi.

Rodrigo, Yahudi asıllı İstanbul doğumlu Victoria Kamhi ile evlenmiş 1933’te. Balaylarını İspanya’nın güneyinde, Madrid yakınlarındaki Aranjuez adlı küçük bir kasabada geçirmişler, Tajo nehrinin kıyısında, kraliyet sarayının gölgesinde, manolya bahçelerinde. Victoria bahçelerin rengini, çeşmelerin sesini, kuşların cıvıltısını, o ağır manolya kokusunu anlatmış bir bir Rodrigo’ya o da bunları hafızasına işlemiş. Yıllar geçmiş ve Victoria hamile kalmış, ilk çocuklarını bekliyorken çocuk ölü doğmuş. Victoria ölümün eşiğine gelmiş. Rodrigo, karısının başında, dünyayı göremediği bir hastane odasında onu beklemiş. İspanya İç Savaşı yeni bitmiş, Franco iktidara geliyorken, Avrupa İkinci Dünya Savaşı’nın eşiğinde iken yani tüm bu acının ve karanlığın içinde iken Rodrigo Aranjuez’i yazıyor. Uzun 19. ve 20. yüzyıl insanı olmak bambaşka. Bir bir ayrıldılar bu dünyadan. Geride bıraktıkları nice değerli eserlerle.

Eserin birçok yorumunu dinledim/izledim, sanırım en iyisi Mark Herman’ın yönetmenliğini yaptığı, başrollerinde Pete Postlethwaite, Tara Fitzgerald ve Ewan McGregor’ın yer aldığı 1996 ABD-Birleşik Krallık ortak yapımı Brassed Off filmindeki kayıt. Hoş bir filmdi. Thatcher dönemindeki maden endüstrisini tasfiyesi ile ilgili bir işçi filmi. Filmde madencilerin bir bando takımı vardır ve kendilerinin ayakta kalma çabası gibi bu bando takımını da ayakta tutmaya çalışırlar. O süreçte kayda alınan bir performans. Oyuncular notaların gerektirdiği şekilde çalmış gibi gözükmekle beraber Tara Fitzgerald’ın canlandırdığı karakterin flugelhorn solosunu esasen arka planda Paul Hughes çalmış ve Grimethorpe Colliery Band eşlik etmiş.

Buradaki link aracılığıyla direkt YouTube üzerinden veya aşağıdan izleyebilir/dinleyebilirsiniz.