Alışkanlık. Eskilerin îtiyad dedikleri şey. Alışmaktan dolayı âdet edinmek. Yani bir şeye aşinalığın vardır, bu belli bir süre sonra bir yakınlığı, yakınlaşmayı da beraberinde getirir. Bu yakınlık bir bağın inşa edilmesini sağlar. O bağ seni bir oluşumun içine alır, “kalpsiz dünyanın kalbi” işlevi çalışmaya başlar. Ayakta kalma çabasına yardım eden hamleler.
İnsanın “ben niye buradayım?”, “burada ne yapıyorum?” gibi sorular sorduğu anlar. Aşina olanın dışına çıkıldığında değil tam da içindeyken sorulan sorular bunlar. Bayramlar bende uzunca bir süredir böylesi bir ilişki biçiminin yoklandığı, sınandığı anlar olarak kendini gösteriyor. Dini, milli veya keyfi olan hiç farketmez.
Memleket denilen yerdeyim, ata toprağı yerler. Baba ocağı da diyorlar ama babanın da ocağa bir yerde mesafe koyduğu yerler. Bir alışkanlık olarak “bayram” ve gereklilikleri için buradayım. Bunu ritüel, pratik, örf, gelenek vs. gibi kelimelerle de ifade edebiliriz. Her birinin nüansları var ama benzer bir kapıya çıkıyor.
Kurban. Ansiklopediler ve işin uzmanları, kurban etmenin, bir nesneyi yok etmek değil, onu profan dünyadan çekip kutsal dünyaya bir tür taşımak olduğunu dile getirirler. Yakma işi de bu taşımanın bir aracı, kesim işi de. Dökülen kan, içinde taşıdığı “kutsal yaşam gücü”nü serbest bırakır. Yani amaç hiçbir zaman yıkmak değildir. Böyle denir. İnananlar nezdinde durum üç aşağı böyledir.
Tabi böylesi anlamlandırmalar, tüm bunlara inanmayan biri için mitolojik veya folklorik bir anlatıdan öteye gitmez. Gelgelim böyle düşündüğümüzde dahi, yaşadığımız şey, pratik anlamda gördüğümüz şey oldukça gerçektir. Bir niyet vardır ve o niyet doğrultusunda kan dökülür. Kökenlerini mitik olarak görsen dahi yaşadığın şey gerçektir.
Kan gerçektir. Titizlikle işlenen bir kesim işlemi, insanın yeryüzündeki en kötücül varlık olabildiğini gösterir, görmek isteyen için.
Niyet ve satın alma gücü, kurban olanın üzerinde bir vekalet hakkı doğurur. Bu hak devredilebilir gibi görünür. Niyet sahibi kurbanın başında bulunamazsa, bu hakkı kurbanın başında bulunabilecek olana devreder. Nefesi kesecek olan da bu hakkı anlık olarak ondan devralır. Bu nihai devir işlemi ile yetkiyi alan, hamlesini yapar.
Yıllar içinde buna itiraz edenin sayısı artmıştır aile içinde. 3’e 1’dir durum. Ama kabullenilmiş bir çaresizliktir. 1’in alışkanlığı ve inancı -ve vasfı [konumu?]- baskın gelir 3’e. İtirazın gür gelmemesinden mi, bu bir kaçınılmaz sonuç olduğundan mı, ritüellerin yıkılmazlığından mı, örfün ve dinin her hâlde galip gelmesinden veya hepsi birden midir bilinmez, küçük çaplı demokrasi krizimizi bir kez daha yaşarız ailede. Ailenin dışında ise buradaki 3, bir anda azınlığa düşer.
27 Mayıs 2026, Rize‘ye bağlı bir ilçenin, bir köyü. Niyetler ortaktır, bir tür neşe hâkimdir. Bu nasıl bir neşedir? Misal İbrahim’in ruh hâlindeki tarifi zor “neşe” ile köy sakinin neşesi benzer midir? Kierkegaard’un anlattığı, şüpheye düşmemiş ve Tanrı’nın çağrısına “neşeyle, şevkle, güvençle, yüksek sesle ‘Buradayım'” diyerek karşılık veren İbrahim’in ruh hâline ne denli yakındır, eli bıçaklı olan? Sınanması bittiğinde ve oğlu İshak [İsmail] ona bağışlandığında, oğlunu “mutluluk içinde, sahiden içten gelen bir mutlulukla” kucaklayan ve çadırında onunla beraber neşeyle sofraya oturan İbrahim’in neşesinden muhtemelen çok uzaktadır tüm o köy sakinleri. Anlaması zor, öyle bir çabam da yok. Anlatılan benim hikâyem değilse de zoraki figüran olarak bu mesafeden bunları soruyorum kendime.
Elindeki baltayla putları kıran İbrahim, tam da bugün Trump’ın arabuluculuğuyla İsrail ile birkaç Arap devleti arasında imzalanan “normalleşme” anlaşmalarında adının zikredildiği bir çağda, şüphesiz bir mantık silsilesi içinde anlaşılamaz. Zira insan düşüncesinin bittiği yerde absürd olana iman başlamıştır. Öte yandan, mantığın gün geçtikçe rafa kaldırıldığı bir dönemde, müesses nizamın yılmaz temsilcilerinden oluşan bir grup köy sakini (milliyetçiler/ülkücüler ve muhafazakârlar/İslamcılar) ile aynı alışkanlığı sürdürmek zorunda kalmanın tuhaflığını aşmak hiç de kolay değildir.
Ama aşılmalıdır. Geçmişini, bir put gibi tek tek yıkan biri için bu da bir puttur ve yıkılması gerekir. Yıkılacaktır.