Ege Berensel — Filmlerin Medya Arkeolojisi

Kayıp Zaman’nın “Video” kategorisinde, tamamen izlediğim ve değerli bulduğum kimi videoları arşivleyeceğim. YZ araçlarıyla da videonun ana hatlarını burada listeleyeceğim. Şüphesiz videonun tamamını izlemek daha tercih edilesi bir durum ama ileride hem kendime hem de bu blog içeriğine denk gelecek kimseler için ilk anda bir izlenim vermesi açısından bu özet bahsi işe yarar olacaktır.

Şu sıralar kendisi ile muhabbet edebildiğim için hayli keyifli olduğum, birlikte güzel işler çıkarabilmek ve dahası kimi hayallerin peşinde birlikte bir mesaimizin olacağı için kendimi şanslı hissettiğim sevgili Ege Berensel ile pandemi döneminde yapılmış bir söyleşi. Tamamı buradan izlenebilir.


1. Medya Arkeolojisi: Çizgisel Tarihin Reddi ve “Ölü Medya”

Medya arkeolojisi, teknolojinin geçmişini bugüne kadar başarıyla ulaşmış “kazanan” cihazlar üzerinden okuyan egemen tarih anlayışına karşı çıkar.

  • Doğrusal Olmayan Tarih: Sinemanın veya kayıt teknolojilerinin evrimi, ilkel olandan kusursuz olana giden düz bir çizgi değildir. Arkeolojik bakış, icat edilmiş ama ticari olarak başarısız olmuş, seri üretime geçememiş, modası geçtiği için “çöp” muamelesi görmüş cihazların peşine düşer.

  • Aygıtın Söylemi (Dispositif): Bir filmi incelerken sadece ekrandaki hikâyeye bakmak yüzeysel bir yaklaşımdır. Medya arkeolojisi; kayıt cihazının mekanizmasını, lensin yapısını, projeksiyonun optik özelliklerini ve o dönemin kimyasal endüstrisini de analize dahil eder. Aygıtın kendisi, dönemin ideolojisini ve bakış açısını taşıyan fiziksel bir katmandır.

2. Analog Formatların Maddeselliği ve “Gürültünün” Estetiği

Ege Berensel’in sanatsal pratiğinin odağında, dijitalleşen dünyanın unuttuğu analog film formatları (8mm, süper 8mm, 9.5mm ve 16mm) yer alır.

  • Buluntu Film (Found Footage) Arkeolojisi: Bitpazarlarından, yıkılan sinema salonlarının depolarından, eski tavan aralarından veya doğrudan çöplüklerden toplanan filmler ham madde olarak kullanılır. Bu filmler genellikle amatör aile kayıtları, unutulmuş fabrika işçisi videoları ya da yerel propaganda filmleridir.

  • Hatanın ve Çürümenin Değeri: Analog filmin üzerinde zamanla oluşan çizikler, emülsiyon dökülmeleri, mantarlaşmalar, yanıklar ve renk solmaları dijital dünyada “silinmesi gereken hatalar” olarak görülür. Ancak medya arkeolojisinde bu deformasyonlar, nesnenin zamana karşı verdiği direnişin, maruz kaldığı nemin ve ışığın fiziksel kanıtlarıdır. Bu “görsel gürültü”, tarihin yaşanmışlık hissiyatını doğrudan sırtında taşır.

3. Resmi Arşivlere Karşı “Karşı-Bellek” ve Sivil Hafıza

Söyleşinin en politik katmanı, devletlerin veya egemen kurumların tekelinde olan resmi arşivlerin yapısını sorgulamaktır.

  • Arşivin Sansürü: Resmi arşivler steril, düzenli ve devletin kendi anlatısını meşrulaştırmak üzere inşa edilmiş yapılardır. Bu arşivler, toplumsal travmaları, işçi hareketlerini, azınlıkları veya gündelik hayatın sıradan pürüzlerini sansürler ya da hiç kaydetmez.

  • Amatör Kameranın Tanıklığı: Amatör bir aile filmi ya da sıradan bir vatandaşın çektiği sokak görüntüsü, arka planda resmi tarihin gizlemek istediği bir kıtlığı, bir eylemi, bir mimari yıkımı veya toplumsal dönüşümü kazara kaydetmiş olabilir. İşte bu tesadüfi kayıtlar, egemen anlatıları temelinden sarsacak birer karşı-bellek (counter-memory) unsurlarıdur.

  • Montaj Politikası: Farklı dönemlere ve insanlara ait bu buluntu görüntülerin kesilip, yan yana getirilerek yeniden kurgulanması (montajlanması) sinemasal bir direniş yöntemidir. Montaj, imajlar arasında yeni tarihsel bağlar kurarak saklanan mikro tarihleri görünür kılar.

4. Günümüz Sanatında Bir Araştırma Yüzeyi Olarak Arşiv ve Galeri

Yayında, çağdaş sanatçının artık sadece nesne üreten biri değil, bir “arşivci ve araştırmacı” olarak konumlandığı vurgulanır.

  • Yaratıcı Tasnif (Klasifikasyon): Toplanan binlerce metrajlık hareketli imajı saklamak yetmez. Sanatçı bu imajları politik, tematik veya estetik bağlamlarına göre yeniden sınıflandırır ve haritalandırır. Bu süreç, bilginin görsel olarak yeniden üretilmesidir.

  • Mekanın Dönüşümü: Sanat galerisi, izleyicinin sadece estetik bir objeye bakıp geçtiği bir yer olmaktan çıkar. Ege Berensel’in video enstalasyonlarında (yerleştirmelerinde) olduğu gibi galeri; çoklu ekranlar, eski projeksiyon cihazlarının mekanik sesleri ve arşiv belgeleriyle donatılır. Böylece sergi mekanı, izleyiciyi içine çeken, onu tarihsel katmanlar arasında kazı yapmaya zorlayan interaktif bir düşünme ve araştırma yüzeyine dönüşür.