Aleksandr Puşkin, Kapitanskaya dochka (1836)

Hiç hesapta yokken Puşkin okudum. Denilebilir ki okumalar hesaplı mı olur? Çoğu zaman evet. Bir şeyler olur ve sen o metne yönelirsin. Bir filmde geçer, başka bir kitapta geçer, birisi önerir, çok göz önünde olmaya başlar ve bir bakayım dersin vesaire. Dolayısıyla küçük büyük bir şekilde bir hesap olur. Sanırım iki sebepten ötürü buradayım. Hâlâ ve hâlâ Budala‘yı bitirmekle uğraşmamak için. Orayı bitirmemek için neler bitirdim! İkincisi de muhtemelen İletişim Klasikleri‘ni uzaktan gözüme kestirmem. Yaş geldi geçiyor, zaten zamanında okumam gereken kitapları okumadım, oturayım da daha fazla vakit geçmeden şu kitapları elden geçirelim düşüncesiyle giriştiğim yolculuğun duraklarından biri olarak buradayım.

Yüzbaşının Kızı. Hakkında söyleyebileceğim ilk şey, ben sahiden tarihî roman sevmiyormuşum. Yani sevmediğimi biliyordum fakat uzunca bir zamandır tarihî roman okumadığım için, bu romanla beraber sevmediğimi hatırlamış oldum. İşin kötüsü, şüphesiz başkalarına göre işin iyisi, Puşkin bu kitabı yazmadan önce, kitapta anlatmış olduğu olay hakkında devlet arşivlerinde dirsek çürüterek bir araştırma kitabı zaten yazıyor. Yani tarihî bir araştırma metni var elimizde (Pugaçov ayaklanması hakkında), sonrasında elimizdeki verileri damıtarak, bir kurgu oluşturup roman yazıyoruz. Birçokları bu durumun, söz konusu romanın “niteliği”ni de artırdığını söyleyebilir, haklı da olabilirler ve fakat benim tarzım olmadığı için, kitap bittiğinde, “ben ne okudum şimdi”, diye sordum kendime. Şüphesiz kendimize dair bir şey bulmadığımız her şeyi biraz yadırgarız, böyle de bencil yaratıklarız.

Ergin Altay çevirisi, Robert Chandler’ın önsözü ve Donald Davie’nin sonsözü ile.