Flâneur — II

Büyük ve kalabalık bir site içerisinde yaşıyorum. Çoğunluğun memur olduğunu düşünüyorum. Arabaların çoğu kiralık araç firmalarından çıkmış gibi: aynı segment, beyaz ve gri. Lüks veya üst segment neredeyse hiç yok. Muhtemelen ülkedeki pek çok şehirde durum böyledir ama Ankara’da çok daha belirgin görünüyor.

Akşam beşten sonra koca sitede otopark sorunu yaşanmaya başlıyor; evin önünde yer bulmak zorlaşıyor. Ayın on beşi ile yirmisi arasında biraz daha geç bir saatte hâlâ yer bulabiliyorsun. Sonrasında yine normale dönüyor. Anlıyorsun ki maaş en fazla beş gün yetiyor; insanlar bir nebze dışarıda vakit geçirip eve nispeten geç dönebildikleri için. Ortalama bir Ankara insanının eğlenceye ve zevkine dair küçük bir gözlem.

Ayda beş altı defa, yaz kış demeden taşınanları görüyorsun. Bu kadar sirkülasyon normal mi? Tamam, deprem sonrası kentin daha fazla göç aldığını biliyoruz. Peki ya gidenler? Daha iyi bir yer buldukları için mi, yoksa burası bile kaldırılabilecek bir eşiği aştığından mı?

Haftada bir iki, çöp konteynerlerinin yanına bırakılmış seksen ve doksanlardan kalma mobilyalar. Ancak elden çıkarılarak bir değişiklik yapılabilmiş. İnsan ömrü ne ki bir mobilyanın yenilenmesi bu kadar beklensin?

Fransız balkonlar, İsveç mobilyaları ve Türk tipi başkanlık sistemi. Melezliğin böylesi.