08 Şubat 2026’nın Havadisleri
Seva Gunitsky’nin “What the Russians Taught Epstein” başlıklı yazısında, Jeffrey Epstein vakası tekil bir suç hikâyesi olarak değil, Soğuk Savaş sonrası dönemde şekillenen küresel kleptokratik ilişkiler ağı içinde ele alınıyor. Gunitsky, Sovyetler’in dağılmasının ardından Rusya’da ortaya çıkan oligarklar, istihbarat çevreleri ve siyasal güç odaklarının, devlet gücünü kişisel çıkarla iç içe geçiren bir model ürettiğini; bu modelin zamanla Batılı elitlerle eklemlenerek uluslararası bir norm hâline geldiğini savunuyor. Yazıya göre Epstein, bu dünyanın dışında kalmış bir sapma değil; tam tersine, bu ağın nasıl çalıştığını öğrenmiş ve ondan faydalanmış bir figür. Rusya bağlantılarının önemi de burada yatıyor: mesele “Rus komplosu”ndan ziyade, Doğu ve Batı elitlerini birbirine bağlayan çıkar ilişkilerinin giderek sıradanlaşması. Metin, Epstein skandalını küresel ölçekte işleyen bu ahlaki ve siyasal çürümenin semptomlarından biri olarak okumaya çağırıyor.
Patrick Frise’in “Fraud as Policy: The Incentives of the Modern Welfare State” başlıklı yazısında, modern refah devletinin tasarımıyla beraber devletten aktarılan kaynakların kaçınılmaz olarak suiistimal ve dolandırıcılık için bir teşvik mekanizması yarattığı tartışılıyor. Frise’ye göre siyasiler ve medya, refah programlarında ortaya çıkan sahtecilik skandallarına her seferinde şaşırıyor gibi davranıyor ama bu şaşkınlık temelsiz; çünkü devletin “para vermesi”, bunu sistematik bir şekilde bir iş modeli hâline getiren aktörleri kendine çeker. Yazı özellikle merkezi yönetim, geniş kapsamlı transferler ve üçüncü taraf ödemeler gibi refah devletine özgü yapısal özelliklerin, yalnızca yanlış yönetim değil esasen tüm sistemin işleyişi yüzünden suiistimale açık olduğunu savunuyor. Frise, pandemi dönemi gibi özel programlarda artan dolandırıcılığın aslında var olan dinamikleri hızlandırıp görünür kıldığını; ama özünde bu sorunun devletin bütçe büyüklüğü ve karmaşık idari yapısıyla bağlantılı olduğunu öne sürüyor.