Kayda Geçsin – II

04 Ocak 2026’nın Havadisleri 

Susan B. Glasser yazısında, Donald J. Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünden sonraki ilk yılını bir tür “hasar tespiti” olarak ele almış. Yaşananlar tek tek skandallar olarak değil, keyfî iktidarın giderek olağanlaştığı bir süreç olarak okunmuş; af kararları, kurumsal yıkımlar, göç politikaları ve kültürel müdahaleler kadar, bunlara imkân tanıyan siyasal, hukuksal ve toplumsal uyum da merkeze alınmış. Yazıya göre 2025’i ayırt edici kılan şey yapılanlardan çok, bunların artık mümkün, sürdürülebilir ve tolere edilebilir hâle gelmiş olmasıymış; yıl da bu nedenle bir umut bilançosu olarak değil, kalıcı bir tahribat kaydı olarak kapatılmış. Daha yeni başlıyorsunuz, yaşayacak çok şeyiniz var!

Kathleen Stock yazısında yeni yıl kararlarını “SMART [Specific (Spesifik), Measurable (Ölçülebilir), Achievable (Ulaşılabilir), Relevant (İlgili), Time-bound (Süreli)] hedef” mantığına indirgemeye çalışan psikoloji diline karşı çıkmış. Kararların verimli planlar değil, insanın kendini yeniden kurma arzusunun sembolik ifadeleri olduğunu savunmuş. Yeni Yılın iki zaman arasında durma hissi yaratarak bu arzuyu bilinçli biçimde büyüttüğünü, bu yüzden Eylül’de söylenen şeyin 1 Ocak’ta büyülü bir anlam kazandığını yazmış. Karar almanın bir tahmin değil, iradeye dayalı bir niyet kurma biçimi olduğunu vurgulamış. Bu yüzden başkalarının senin adına hedef seçmesi ya da kararları kolektif performansa çevirmesi fikrini reddetmiş. Kararlara “mental sağlık riski” muamelesi yapılmasını da abartılı bulmuş; hayal kırıklığının insan olmanın parçası olduğunu söylemiş. Metin boyunca asıl meselenin “ne yapacağım” değil, “kim olmak istiyorum” sorusu olduğunu ısrarla öne çıkarmış.

Juan Luis Manfredi yazısında ABD’nin Venezuela’ya yönelik askerî müdahalesini Trump’ın şekillendirdiği yeni bir dünya düzeninin somut göstergesi olarak okuyor. Yazara göre bu hamle, ABD’nin kurallara dayalı liberal uluslararası düzenle bağını kopardığını ve güce, güvenliğe ve revizyonizme dayalı bir dış politika çizgisine geçtiğini gösteriyor. Metin beş temel noktayı vurguluyor: Başkanlık yetkilerinin olağanüstü biçimde genişlemesi, Latin Amerika’nın yeniden ABD nüfuz alanı olarak tanımlanması, Venezuela’nın enerji ve maden kaynaklarının jeoekonomik önemi, küresel ölçekte “dost–düşman” ayrımına dayalı yeni bir jeopolitik hizalanma ve Avrupa’nın bu sert güç siyasetinin karşısında etkisiz kalışı. Sonuçta makale, Venezuela müdahalesini yalnızca bölgesel bir operasyon değil, hakikat, hukuk ve demokrasi yerine yürütme gücünü merkeze alan Hobbesçu bir dünya tasavvurunun ilanı olarak değerlendiriyor.

Murat Yetkin videosunda, ABD’nin Venezuela’ya yönelik askerî müdahalesini uluslararası hukukun hiçe sayıldığı yeni nesil bir işgal ve “Darbe 3.0” olarak nitelendirerek küresel sistemin çöküşüne dikkat çekti. Operasyonun temel motivasyonunun Venezuela’nın sahip olduğu devasa petrol rezervleri ve stratejik maden yatakları olduğu, bölgedeki Amerikan şirketlerinin hakimiyetinin hedeflendiği vurguladı. Ayrıca, bu durumun Türkiye’nin de dahil olduğu nadir toprak elementleri üzerindeki jeopolitik rekabeti tetikleyeceği ve uluslararası dengeleri kalıcı olarak sarsacağını ifade etti. Yetkin, dünya güçlerinin bu sıradışı müdahaleye karşı sergilediği sessiz ve etkisiz tutum, küresel siyasette artık yeni ve sert bir döneme girildiğinin işareti olarak sundu ve son olarak, Türkiye’nin bu belirsiz süreçte kendi iç cephesini güçlendirmesi ve kapsayıcı dış politikalar geliştirmesi gerektiğini tavsiye etti.

Kolaj: Financial Times / Getty Images