Yirminci yüzyılın ikinci yarısının en önemli Almanca oyun yazarlarından biri olarak kabul edilen Heiner Müller’in 1982 tarihli oyunu “Verkommenes Ufer, Medeamaterial, Landschaft mit Argonauten”, bir süredir Ankara ve İstanbul Devlet Tiyatrosu arasındaki bir işbirliğiyle ilk kez Türkçe olarak sahnelenmeye başladı. İki büyük DT’nin ortak işinden sıkı bir şey çıkar diye bekliyorsun değil mi? Olmuyor maalesef. Tam adı: “Yağmalanmış Kıyı, Medea Material, Argonotlu Manzara”.
Önce tanıtıma bakalım, Almanlar şöyle yazmış: “Olay örgüsünün kronolojik bir akışını izlemeksizin, üç zaman düzlemine yayılmış üç parçalı bir “ben”in hikâyesi anlatılır: şimdiki zaman (Verkommenes Ufer), geçmiş (Medeamaterial) ve hem şimdiki zaman hem de geçmiş olarak gelecek (Landschaft mit Argonauten). Acı çekmiş, ama aynı zamanda insanlığın hâlihazırda üzerinde çalıştığı felaketleri daha gerçekleşmeden yaşayan üçlü bir benliğin montajıdır bu. Bir kıyamet oyunu değildir; fakat bir kıyamete dair uyarıdır. Yoğun, travmatik bir imge diliyle kaleme alınmış, yazarın kendiyle yaptığı bir öz sorgulamadır.”
DT’nin resmi sitesindeki “oyunun konusu” da şöyle yazılmış -konu dışında birçok şey söylenerek-: “Mitoloji ve tarihin, anılar ve rüyaların iç içe geçtiği şiirsel bir duvar halısı Brecht ve Robert Wilson gibi ünlü sanatçılarla iş birliğiyle tanınan Heiner Müller, çeşitli disiplinlerdeki yaratıcılara ilham verdi ve hem Almanya’da hem de dünya çapında postmodern avangard tiyatronun önde gelen isimlerinden biri olarak kabul ediliyor. 1982 tarihli oyunu Medea-Material, Ankara ve İstanbul Devlet Tiyatrosu arasındaki bir iş birliğiyle ilk kez Türkçe olarak sahneleniyor.”
Arkadaşların büyük heyecanıyla bir beklenti içerisine girerek gittik ama maalesef fecaatle döndüm. Ankara Küçük Tiyatro’dayız, balkon değil ama son sıradayız, zira bilet bulmak mümkün değilmiş. Müthiş bir ses sorunu var. Söylenen üç cümlenin ikisi duyulmuyor. Arkada olduğumuz için de değil. Oyuncu tüm salona sesini ulaştırmak durumunda, mekânın fiziksel bir kısıtı yok. Sesin ulaşmıyorsa mikrofon kullan. Birlikte gittiğimiz arkadaşlar da benzer sorunlardan muzdariplermiş, Ekşi Sözlük’te de benzer şeyler yazılmış. Sesi halledemediğin yerde neredeyse sıfıra yakın fiziksel performans ile monolog yoğunluklu bir oyunda deneyimimizin ne olması bekleniyor? Sinemada, podcastte bile monolog ve metin odaklı işleri seven biri olarak burada bir performatif bir gösteri de beklemeyen benim için bu durum bir hayal kırıklığı oldu.
İkinci husus madem bu denli metafor ve imge odaklı meseleleri bir de zamanlar arası işlemeye kalkıyorsun bari derdini anlatabil, kendini iyi ifade et. Et ki kurduğun cümleleri anlayalım. Yani benim işim zaten kelimelerle, metinle. Ben dahi “ne anlatıyor bu yahu” demek zorunda kalıyorsam… Aralarda sesini yükselterek olmuyor bu işler.
Metnin orijinali ve Müller hakkındaki yorumları göz atınca anlıyorsun ki Müller yoğun bir düşünsel gerilim üretmek için, bir başka ifade ile rahatsızlık yaratmak için bunu yazmış. Bu gerilimin bir karşılığı yoktu sahnede. Ne metnin radikalliğini taşıyacak bir sahne dili kurulmuş (power point sunusu gibi filmlerden kesitler koyma işini sevmiyorum, bazıları da YZ ile yapılmıştı) ne de metni taşıyacak asgari teknik koşullar (ses, artikülasyon vb.) sağlanmış.
Üçüncüsü, bu iki hususta başarısız olunca Filistin söylemine sığınıp alkış beklemek nafile çaba görünüyor. Müller’in metni/derdi zaten tarihsel felaket bilinciyle yüklü, dışarıdan eklenen güncel göndermeler dramaturjik olarak işlenmediğinde, ki işlenmedi, bu yapılan politik duruş/gönderme yaratmış olmuyor aksine duygusal kolaycılığa kaçılmış oluyor. Nasıl olsa halkımız yer.
Dördüncüsü ve çok daha kritik bir husus: Çoğu insan için, kendilerinin yapmakta zorlanacakları bedensel işleri (bir opera sanatçısının icrası, bir tiyatrocununun oyunu ezberlemesi, bir dans kareografisi vb.) birilerinin yapabilmesinin, seyircide doğrudan bir etki yaratmasının beklenmesi ve bunun dolaylı olarak başarı şeklinde yorumlanması yönündeki hâkim yönelim. Öyle değil işte, sırf bir metni ezberlemiş olmak ve dile getirebilmek bu oyunu alkışlamamızı gerektirmez. Oyunun tanıtımı bile baştan ünlü oyunculara verilen atıfla, üstü kapalı bir şekilde izleyicide “oyun büyük” hissi yaratıp, o hissiyatı alamazsa sorunu kendisinde aramasına sebebiyet verecek cinsten.
Ortalama bir oyun dahi bir şekilde alkışlanır, hatta ayağa kalkanlar olur. Benim gittiğim seansta alkış oldukça azdı. Orijinalin en azından metnini okumak iyi olabilir ama DT’nin işi maalesef kötüydü.
- Yazan: Heiner Müller
- Çeviren: Hilal Ceylan
- Rejisör: Ayşe Emel Mesci
- Dekor Tasarımı: Murat Gülmez
- Kostüm Tasarımı: Funda Çebi
- Işık Tasarımı: Yakup Çartık
- Dramaturg: Ali Berktay
- Medea: Sükûn Işıtan
