Sait Faik Abasıyanık, Semaver (1936)

Sait Faik okumaya başladım. Bir tür kaçış, neyden, ne için bilemiyorum. Çetrefil metinlerden kısa öykülere mi, yaşamak istemediğim ama içinde bulunduğum hayatlardan, yaşamak istediğime emin olamadığım ama içlerinde dolaşmak istediğim hayatlara kaçış mı bilemiyorum, bu sular ama. Bir şeyleri arkamda bırakarak başladım Sait Faik öykülerine. O bilinçli bir tercih değildi. Bir başkası da olabilirdi. Ama “iyi”sinden başlamak istedim belki de, zamanımız kısıtlı iken stratejik hamleler peşinde olmak gibi doğal olduğu kadar tiksindirici hâllerimizi takındım, her birimiz gibi.

Mart ortasında Büyükada’ya gitmiştim, hızlı adımlarla, bir flanörlük edasıyla. Ondan mı okumaya başladım bilemiyorum.

Semaver, Sait Faik’in 1936’da yayımlanan ilk kitabı. İçinde ne büyük olaylar ne trajik kahramanlar var. Haliç kıyısında yaşayan bir anne ve oğul, ada iskelesine soğan getiren taşralı kayıkçı çocuk, Bursa’da ipek mendil çalmaya çalışan on beş yaşındaki delikanlı, Taksim’de bir sabahçı kahvesi garibanı, Fransa’da yalnız yaşayan ihtiyar bir talebe, otel odacısı garson Ahmet… Onlar bunlar işte, kenar mahalle çocukları, amele, balıkçı, hizmetçi kız, işsiz, düşkün ve dahası. Sait Faik’in insanları ne denli gerçek ise kendimi o denli kurgu hissediyorum. Ve onlar hayli gerçek. Benim kendimi kurgu hissedişim? O zorlu bir bahis, onun teemmülü vakit alır, karara da varmaz muhtemelen.

Sait Faik okuyacağımız bir dönemde, hoca “yaşama sevinci” gibi peşinhükümlü bir anlatıya girişmişti. Kuşlar, böcekler vs. Öyle değil, diye bir yazı yazmıştım. 6 yıl geçti. Yeniden okumaya başladım. “Yaşamın içinde” olmak ile “yaşama sevinci”ni karıştırdığını gördüm hocanın. Sait Faik yaşamın tam ortasında, dışa dönük, moda tabirle deneyime açık. Bu, envai çeşit yaşanmış veya kurgulanmış anlatıyı beraberinde getiriyor. Adalılığın buna daha çok imkân tanıdığını sanmam. “Karşılaşma” kentte daha baskındır. Adalılığa rağmen zenginliği de onun kaleminden.

Adalılık dedim ama onun kahraman görünmeyen kahramanları bir türlü yerleşemez gibiler. Kalıplarına sığmazlar yahut içlerine dalacakları hayatlara birkaç beden küçük gelirler. Yani tamlık yoktur. Böylesi bir taşkınlık veya noksanlık, ait olamamayı beraberinde getirir. Şehre bağlanmak isteyen bir adamdır mesela ama şehir onu iter. Limana bağlanmak ister ama hareket etme zorunluluğu girer devreye. Bizi istemeyen bir hayat ama tam da içindeyiz. Böyleyken böyle.

İlk basım 1936 Remzi, YKY’deki ilk basım 2002. Okuduğum Ekim 2025, otuz beşinci basım. Kitabın editörleri: Onca Tapınç, Sevengül Sönmez ve Murat Yalçın. Şu an, telifi kamuya açıldığı için, her yerde. Siz yine de nispeten bilindik ve güvenilir yayınevlerinden okuyun. Ucuz etin yahnisi yavan olur, kendinizi iflah olmaz yavanlıklara teslim etmeyin.