Ufak Tefek Tiyatro, Yeraltından Notlar (2024)

Dörtte dört yaparak, Ankara’da tiyatro işine bir süreliğine ara verdim. Şurada kısaca dile getirmiştim, “Ankara’da son gittiğimiz iki devlet tiyatrosu oyununun yarısında çıktık, bir özel tiyatro oyununda da sonunu zor getirdik.” Kült Kavaklıdere’de gittiğimiz Ufak Tefek Tiyatro’nun yapımcılığını üstlendiği Dostoyevski uyarlaması Yeraltından Notlar oyunu. Uyarlayan ve oynayan Arda İlkin Parlak.

Ben monologu severim. Podcasti bile monolog yaparım. Yeraltından Notlar‘a zaten bir şey demek absürt olur. Gelgelelim bu oyun vasattı. İlkin oyuncunun sesinin bir dokusu yok. İki türlü yorumlayacağız. Yer yer çıkan müzikler söz konusu olduğunda, o müzikler sesini bastırdı. Ondan çok daha önemli bir şekilde de oyuncu sesini nerede alçaltıp nerede yükselteceğini, nasıl bir tonda konuşacağını, bu tonu nasıl koruyacağını bilmiyormuş gibiydi. Oyunculuk ve seslendirme eğitimi almış mıdır almamış mıdır bilemiyorum ama pratikteki durum buydu. Şöyle düşünün, altyazı ile görüntü arasında senkronizasyon sorunu var, onu çok net görebiliyorsunuz, bunun tiyatroda olması gibi. Yani sözün ruhu yok, sesinin ruhu yok. Bir şeyler söyleniyor, ezbere söylenen replikler, ama ses söylenen söz ile uyuşmuyor. Ve bu yer yer sesi yükseltmek, ağlamak, kendini sağa sola atmak ile olmuyor. Zaten oldum olası bu tiyatro meselesinde performans ölçütünün yanlış anlaşıldığını ve sağlıklı karar verme konusunda engeller yarattığını düşünüyorum. Yani çok iyi ezberlenmiş bir replik, insanda hayranlık uyandırabilir ama bu oyuncunun tek başına iyi olduğunu göstermez. Seni söylemin atmosferine sokmayan bir oyunculuk ister istemez kötü olarak değerlendirilir.

Eagleton Edebiyat Nasıl Okunur? kitabında şöyle bir şey demişti, vurgular bana ait:

Kimi zaman edebiyat eleştirmenlerinin şiirler ve romanlar hakkında söyledikleri şeyler gerçek hayat hakkındaki konuşmalardan ayırt edilemez. Bu büyük bir suç değil. Ancak günümüzde bu kimi zaman değil, neredeyse her zaman yapılıyor. Edebiyat öğrencilerinin en sık düştüğü hata dosdoğru şiirin yahut romanın ne söylediğinin peşinden gidip söylediği şeyi nasıl söylediği sorusunu bir kenara atmak. Bu, eserin “edebiliğini”, yani söz konusu olanın Nebraska’daki bir toprak kayması haberi değil, bir şiir, oyun yahut roman olduğu gerçeğini bertaraf etmektir. Edebi eserler birer rapor sayılabilecekleri gibi aynı zamanda retoriklerdir.

Mesele tam da bu. Bu oyuncudan Yeraltından Notlar‘ı dinlemek/izlemek üçüncü sayfa haberi olabilecek alelade bir kent hayatı olayını okumak/izlemek/dinlemek gibiydi. Ne yapalım, sırf eseri ve yazarını seviyoruz diye oyuna da mı okey diyelim? Metnin en güçlü sahnesi olan yemek sahnesinde tiradını atması gereken bir yerde, diğer yerlere nazaran neredeyse hiç yoktu. Yani oyuncu bir yerde tam da devleşme imkânı bulacağı yerde en iyi performansını gösterebilecekken en kötü performansını gösteriyor. Belki de enerjisini doğru kullanamama ile ilgili, bilemiyorum.

Öte yandan mesele bununla sınırlı kalmadı maalesef. Kostüm bence tam anlamıyla yeterli değildi, daha iyi bir özen ile o dönemin kıyafet tarzı daha iyi yansıtılabilirdi. Şahsen sorun değil ama oyun boyunca, ışığın bam diye vurduğu oyuncunun alnında peruk görmek, onun şeridini bu denli keskin bir şekilde görmek tuhaf geldi. Bunu söylemek istemezdim ama bilet o parayı haketmiyordu arkadaşım! İyi oyunlara verdığim paralar da zerre kadar rahatsız olmam, Serkan Keskin’in oyunlarına geçen sene 1250-1750 TL arası bir şey verdiğimi hatırlıyorum. Yer bulsam bir daha giderim, hiç gocunmam fakat böylesi kötü bir oyuna 550 TL bilet fiyatı biçmek bayağı kötülük. İnsan kendisine böyle bir şey yapmamalı. Moda Sahnesi’ndeki ortalama bir oyun bile öğrenci 600 TL. Ki orada kötü iş çıkmıyor, en azından izlediklerimde öyleydi. Zaten bu gidişle tiyatro izlemeye anca Ankara’dan kalkıp İstanbul’a gideceğiz.