01 Mart 2026 Havadisleri
Michael Lind’in yazısı, beyaz yakalı işin —özellikle üniversite diplomasına dayanan profesyonel kariyerin— modern toplumda büyük ölçüde bir yanılsamaya dönüştüğünü savunuyor. Tartışma genellikle “YZ orta sınıfı işsiz bırakacak mı?” sorusuyla başlar; Lind’e göre asıl sorun bu değildir. Çünkü modern toplumlarda aslında tek bir orta sınıf yoktur. İki ayrı orta sınıf vardır: üst orta sınıf (diplomalı profesyoneller) ve alt orta sınıf (zanaatkârlar, küçük işletmeciler, teknik işçiler vb.). Lind’in temel iddiası tarihsel. II. Dünya Savaşı sonrasında ABD’de ortaya çıkan kitlesel refah, bugünkü anlamıyla profesyonel bir “üst orta sınıf” değil, geniş bir alt orta sınıf yaratmıştı. Sendikalı işçiler, küçük işletme sahipleri, teknisyenler ve memurlar üniversite diplomasına sahip olmadan da orta sınıf yaşam standardına ulaşabiliyordu. 1960’ta Amerikalıların yalnızca %7,7’si üniversite mezunuydu; buna rağmen orta sınıf toplum oldukça genişti. 1970’lerden sonra bu model değişti. Politikacılar, şirketler ve üniversiteler yeni bir ideoloji üretti: orta sınıf olmanın yolu üniversite diplomasından geçer. Bu söylem hem yükseköğretim sektörünü büyüttü hem de ücret stagnasyonunun gerçek nedenlerini (sanayinin taşınması, sendikaların zayıflaması vb.) gizledi. Sonuçta üniversite mezunlarının oranı hızla arttı; ancak profesyonel işlerin sayısı aynı hızla artmadı. Bugün ABD’de iş ilanlarının yalnızca yaklaşık %19’u lisans diploması gerektirirken nüfusun yaklaşık %40’ı bu diplomaya sahip. Birçok mezun bu yüzden diplomasının gereksiz olduğu işlerde çalışıyor. Lind’e göre böylece “sahte bir üst orta sınıf” ortaya çıktı. Üniversite mezunu birçok kişi kendisini profesyonel elitin parçası gibi görse de gelirleri ve yaşam koşulları bunu desteklemiyor. Büyük şehirlerde pahalı evler, özel bakım hizmetleri ve profesyonel statü üzerine kurulu yaşam tarzı geniş kitleler için sürdürülebilir değil. Bu durum, özellikle YZ gibi teknolojilerle bilgi temelli mesleklerin otomasyona daha açık hâle gelmesiyle daha da görünür olabilir. Buna karşılık Lind, alt orta sınıf yaşam biçiminin daha dayanıklı olduğunu savunuyor. Çoklu gelir kaynakları, evden yürütülen küçük işletmeler, aile içi bakım, DIY üretim ve yerel ağlar bu sınıfın temel özellikleri. Teknoloji bu faaliyetleri ortadan kaldırmak yerine güçlendirebilir: çevrimiçi satış, yazılım destekli muhasebe, 3D baskı veya uzaktan eğitim gibi araçlar küçük ölçekli üretim ve aile temelli ekonomiyi destekleyebilir. Yazının sonunda Lind daha kültürel bir gözleme geliyor. Üniversite diplomasına dayalı profesyonel yaşamın “başarı” ölçütü olarak sunulması tarihsel bir sapmaydı. Ona göre daha eski alt orta sınıf mahalleleri —evden yürütülen küçük işler, komşuluk ilişkileri, çok kuşaklı aile yapısı— aslında daha canlı ve daha “insani” bir toplumsal düzen sunuyordu. Eğer YZ gerçekten beyaz yakalı mesleklerin bir kısmını ortadan kaldırırsa, Lind bunun bir felaket değil; toplumu daha üretken, yerel ve çok gelirli bir ekonomik yapıya geri döndürebilecek bir dönüşüm olabileceğini ima ediyor.
Arron Reza Merat’ın yazısı, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısının “ani bir güvenlik gerekçesiyle” değil, uzun süredir biriken jeopolitik gerilimlerin sonucu olduğunu savunuyor. Yazara göre operasyon, İran’ın nükleer program konusunda taviz vermeye yaklaştığı bir anda başlatıldı; buna rağmen Donald Trump saldırıyı İran’ın müzakereyi reddettiği iddiasıyla gerekçelendirdi. Saldırılarda İran’ın askeri hedeflerinin yanı sıra üst düzey liderliğin de hedef alınması —özellikle Ali Khamenei ve üst düzey komutanlar— Merat’a göre yalnızca askeri bir operasyon değil, rejimi zayıflatmaya yönelik bir stratejiyi gösteriyor. İran buna balistik füze saldırılarıyla karşılık verdi ve bölgedeki Amerikan üslerini hedef aldı. Yazı, ABD ile İran arasındaki diplomatik sürecin de iç politik nedenlerle tıkandığını vurguluyor. Washington’da İran’a yönelik sert politikaların Kongre’de güçlü destek görmesi ve İsrail yanlısı lobilerin etkisi, yaptırımların kaldırılmasını zorlaştırıyor. Merat’a göre yalnızca hava saldırılarıyla rejim değişikliği sağlanması tarihsel olarak pek mümkün değil. Ayrıca İran’ın Rusya ve Çin’den destek aldığı bir ortamda böyle bir savaşın hızla bölgesel bir çatışmaya dönüşme riski oldukça yüksek. Bu nedenle yazar, saldırının hızlı bir zaferden çok uzun ve tehlikeli bir tırmanışa yol açabileceğini savunuyor.