“Çağın ruhunu onun ürünlerinden anlayabiliriz” kaygısı ile çıktığım ve daha önce çağdaş edebiyatta yaşadığım hayal kırıklığını burada yaşamayacağımı ümit ederek, 2025 yapımı birçok insanın beğendiği bir filmi, beğeni algısına güvendiğim bir arkadaştan da duyunca izleyeyim dedim: Die My Love. Fakat nafile, film çağın ruhunu yansıtıyor da çağın niteliği kayda değer değil. Hâliyle sonuç da çok matah olmuyor.
Hemen hemen tüm sebeplerin anlaşılabilir olduğu fakat topyekün bir belirsizliğin baş gösterdiği bir film bu. Doğurduktan sonra bilinçli veya bilinçsiz, eve kapatılmış bir anne, canı sıkkın. İçinde dinmek bilmeyen bir arzu, dürtüselliğin fazlasıyla belirleyici olduğu bir ruh hâli ve buna karşılık vermeyen bir adam.
Eskilerin evliliğe veya ilişkiyi atfettiği değer ile bugünün insanlarının evliliğe ve ilişkiye atfettiği değer arasındaki farklılık, kimi köklü meselelerin gündeme gelmesi, bir sorun olarak baş göstermesi ve çözülmesi gereken bir problem alanı olarak ortaya çıkmasına neden oluyor. Belki de vesile oluyor. Anne olmanın suçunu kime yükleyeceğiz? Doğurmanın suçunu kime yükleyeceğiz? Filmin tamamında arka planda dönen temel sorulardan biri bu. Benim algımın seçiciliği de olabilir şüphesiz. Buna cevap arıyoruz ve filme göre bu konu da çözüme ulaştırılmalı ve bu eşitsiz, ataerkil düzene güç bela bir çomak daha sokulmalı.
İlgi görmeyen kadın? Ne yapmalı, sahiden ne yapmalı? Daha fazla ilgi, ev işlerinde görev dağılımı mı? Erkeğin doğurması çözüm olabilir miydi? Taşıyıcı annelik çözer mi mesela bunu? Anne sütünün, mürekkebi bastırıp, onu dağıttığı bir atmosferin karanlığı.
Annelik, kadın için bir açmaz. Çocuğa bağlanma sorunu olmadığını ifade etse de. Yazar tıkanması yaşayan bir anne. Tıkanma olarak doğurma. “İktidarsız”lığın tıkadığı bir yaşam enerjisi. Topyekûn bir değerlendirme ile buna “doğum sonrası depresyon” deyip geçmek kesinlikle eksik. Bu, görünüşlerden yalnızca bir tanesi olabilir. Daha köklü bir iğrenme hâli var kadında. Artık geri dönemeyeceği hayata bir veda ve ona yakmaya çalıştığı ağıt mı? Yani bir yas hâli mi?
Tüm bunların ötesinde kökten bir yılgınlık var ki bu da belki de evliliktir, filmin anlattığı hâliyle. Yaşantıda radikal bir kırılma.
Sheila O’Malley, Grace’in dünyasından bahsederken şunu diyor: “Bu dünyada, neredeyse hiç ‘düşünme’ yok. Her şey fiziksel dürtüler ve bedenin ihtiyaçlarının önceliği üzerine kurulu.” Kesinlikle öyle. (Çağın ürünü olmaklıkla burada karşılaşırız.) Bunun sonucu olarak şu soruyu sorma ihtiyacı duyarız: içimizdeki hayvan ile baş edebilir miyiz? Bu bizim suçumuz mudur? Yoksa suçlu aramaktan vazgeçip çözümler üzerine mi konuşmalıyız? Konunun insan doğasına gelmesini istemiyorum, sıkıcı bir bahis kesinlikle ve o da bir başka açmaz.
Bazı şeyler zamanının ürünü ama çağın zamanının değil kendi çağımızın yani yaşımızın. Soluduğumuz atmosferin getirisi ve götürüsünden azade bir hâlde. Bu filme çok güzel diyen arkadaşımın, bu söylemini, karakterde kendisinden birçok şey bulmasına yormaktan başka bir şey bulamıyorum. Belki kötü bir niyet okuma bu. Başka birçok sebep olabilir ama bunlar ikincil nitelikte kalırdı tahminimce. Çoklarının bu filmi sevmesi de aslında bu sebeple aynıdır. Bunda şaşılacak bir şey yok zaten, hep kendi beğeni algımız, kendimizi bulduğumuz şeyleri sevmez miyiz? Benim bu filmi sevemeyişim belki de bu çağda veya ruh hâlinde kendime yer bulamayışım olabilir.
- Orijinal Başlık: Die My Love (2025, ABD)
- Türkçesi: Geber Aşkım
- Yönetmen: Lynne Ramsay
- Senarist: Enda Walsh, Lynne Ramsay, Alice Birch
- Oyuncular: Jennifer Lawrence, Robert Pattinson, Sissy Spacek
