03 Ocak 2026’nın Havadisleri
Molly Fischer yazısında, Zohran Mamdani ile Michael Bloomberg’i karşıt siyasal konumlarına rağmen New York’u temsil etme biçimleri üzerinden birlikte düşünmüş. Biri sosyalist, diğeri plutokrat olarak anılsa da, her ikisinin de kente dair büyük ve sembolik bir anlatıyı bedenleştirdiği; farklı türden “sermayeleri” (Bloomberg için para ve yönetim gücü, Mamdani için dikkat, görünürlük ve katılım) siyasî etkiye dönüştürdüklerini ileri sürmüş. New York belediyeciliğini ideolojilerden çok, yönetim tarzı, kadro kurma biçimi ve şehirle kurulan hayal ilişkisi üzerinden okumuş; Mamdani’nin yükselişini Bloomberg dönemine verilmiş gecikmiş bir yanıt gibi konumlandırmış.
Jacob Howland yazısında, E. M. Forster’ın The Machine Stops adlı öyküsünü merkeze alarak modern teknolojik uygarlığın insanî yetileri nasıl aşındırdığını tartışmış. Forster’ın erken bir distopya olarak çizdiği “Makine” dünyasının, bedensel deneyimi, doğrudan teması ve tarihsel hafızayı dışlayan bir yaşam biçimini önceden haber verdiğini ileri sürmüş; insanın düşünme, sevme ve dünyayla temas etme kapasitesinin aracı sistemlere devredilmesinin köklü bir çürüme yarattığını vurgulamış. Huxley ve Orwell’le birlikte Forster’ı da anarak, teknik ilerlemenin ahlaki ve varoluşsal bir ilerlemeyi garanti etmediğini hatırlatmış; yine de insanî olanın tamamen yok edilemeyeceği fikriyle mevzuyu kapatmış. Ahlaki ve varoluşsal bir ilerleme nasıl olur pek sevgili yazar?
Yanis Varoufakis yazısında, çağımızın krizlerini solun tarihsel başarısızlıkları üzerinden okumuş. Teknolojik ilerlemenin özgürlük yerine yeni bir tahakküm biçimi yarattığını, klasik kapitalizmin çöktüğünü [buna katılmıyorum] ama onun yerini daha demokratik bir düzenin değil, “teknofeodal” bir iktidar yapısının aldığını -yeniden ve yeniden- savunmuş. [Bu konuda bir podcast bölümü yapmıştım.] Solun refahçılığa [bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın?] saplanarak üretim ilişkilerini dönüştürme hedefini terk ettiği, özgürlük fikrini belirsiz eşitlik söylemleri uğruna ihmal ettiğini ve bu yüzden toplumsal güvenini kaybettiği ileri sürmüş. Yazı, özgürlüğün ancak mülkiyet ilişkilerinin demokratikleştirilmesiyle yeniden kazanılabileceğini iddia ederek, solun kendini yeniden kurması için radikal ama somut bir program çağrısıyla bitirilmiş.