Bir seyir nesnesi olarak hayat. Ona dalabilmek küçük anlarda, imkânını bulduğun ölçüde müdahil olmak ve “yaşantı” dediğimiz şeyi inşa etmeye başlamamız. Ufak dokunuşlarla hayata kendi izini bırakmak. Hayatın içinde olmak işte.
Pelin Esmer’in izlediğim ikinci filmi, öncesinde Gözetleme Kulesi‘ni izlemiştim. Yolculuk filmlerini seviyorum, tren yolculuklarını da. Ötanazi üzerine kafa yormayı gerektiren bir film. Yıllar önce Ekim 2019’da arkadaşımla yaptığım podcastte bu konu hakkında biraz konuşmuştuk ama ne anlattım, ne dedim hiç hatırlamıyorum. Hevesli ve heyecanlı, az düşünüp çok konuştuğum zamanlardır, o yüzden kendime pek de kefil olabileceğimi düşünmüyorum. Ama dert edip zamana şerh düşmüşüz daha ne! Onun üzerinden bile 6-7 yıl geçmiş, “vay ki gençtim ölümle paslanmış buldum sesimi”.
Filmin ana konusu yaşam, ötanazi talebinde bulunan karakterimizin meselesi ana mesele gibi gözükse de bence ikinci, üçüncü sırada. Zira Leyla ve iç sesini saatlerce dinleyebilir, okuyabilirdim. Keşke o trenden hiç inilmeseydi, o iç sese eşlik eden “dış dünya” ile film sürseydi ve o belirsiz bir şekilde bitseydi. Ne çok istedim öylesini. Bunda Barış Bıçakçı’nın etkisi baskın ise üzülürüm. Bizim Büyük Çaresizliğimiz ne güzel filmdi ama kendisinin herhangi bir metnini okumadım ve maalesef çağdaş Türk edebiyatına karşı önyargılıyım. Aşmaya çalışıyorum.
Filmin sonunda, yıllar sonra bir araya gelmiş liseden arkadaşlar. Her biri bir yerlerde, hayat hepsini bir yere atmış. Sen, ben, o, hepimiz. Zamanı durduramayışımız, dört bir yanımızın acıyla ve kalburüstü hikâyelerle dolu olması. Ne insan olmayı tam becerebilmemiz ne de bunu sürdürebilmemiz.
Bir de, Cortazar öyküleri okumalıyız, daha çok.
- Orijinal Başlık: İşe Yarar Bir Şey (2017, Türkiye, Fransa, Almanya, Hollanda)
- Yönetmen: Pelin Esmer
- Senarist: Pelin Esmer, Barış Bıçakçı
- Oyuncular: Başak Köklükaya, Öykü Karayel, Yigit Özşener
