Antoine Fuqua, Michael (2026)

Merak etmediğim için sinemaya gittim. Evet absürt bir giriş oldu fakat sahiden de böyle. Michael Jackson hakkında herhangi bir şeyi merak etmedim, edeceğimi de düşünmedim. Fakat yakın zamanda bir arkadaşım bu filmi izlediğini ve beğendiğini söylemişti. Onun önerdiği son film için pek de hayırlı şeyler söylememiştim ama yine de hazır dışarı çıkmışken, işlerim bitince, hazır da vakit varken izleyeyim dediğim için izledim filmi. Zaten koca salonda dört kişiydik. 24 Nisan 2026’da film Türkiye’de vizyona girmiş, ben 2 Haziran 2026’da izledim. Muhtemelen kalabalıklar zaten çoktan izlemiştir. Dolayısıyla Ankara’da bir sinema salonunda dört kişi izliyor olmamız herhalde normaldir.

Önce iyi şeylerden bahsedeyim, sonrasında kötü değil ama üzerine kafa yorulması gereken şeylerden bahsetmek istiyorum.

Bir dönem filmi olduğu için mizansen ikna edici biçimde kurulmuş. Antika yanımın, dönemin kıyafetleri olmasa da mobilyalarına hayli içi gitti. Mekânın inşası, kostüm tasarımları, dekor/set giydirmesi, dönem sadakati, hemen hepsi oldukça başarılıydı. Elbette o başarı ifadesi benim bu konularda uzman olduğum için değil, bir seyirci olarak gözümü tırmalayan herhangi bir şey olmaması ile ilgili.

Hem biyografik hem de müzikal bir yanı olduğu için film boyunca farklı bir hissiyatı taşıdığımı söylemeliyim. Bunu nasıl anlatabilirim… Şimdi normalde bir filmi izlediğimizde filme dışarıdan bir müzik eklendiğinde, çoğunlukla o anki sahneye uygun bir müzik eklendiği için, seyirci o müzik sayesinde o sahneyi daha anlamlı kılabiliyor veya anlamsız olabilecek bir şeyi dahi anlamlı hâle getirebiliyor. Bu bir sorun değil, işin doğasında var ve burada müzik bir nesne. Ama Michael gibi müzik biyografilerindeki müzikler artık bir nesne olmaktan çıkıp bizatihi filmin öznesi oluyorlar. Ama buradaki öznelik de tuhaf, zira bu izlediğim, birtakım müziklerin biyografisi mi, bir biyografinin müziklere eşlik etmesi mi, böylesi bir ayrım var mı ve gerekli mi emin olamadım. Michael Jackson gibi bir isim olduğunda bir biyografi yalnızca müzikten ibaretse böylesi bir düşünme biçimi çok da anlamlı olmayabilir. Ama bu bir yanım buranın farkındalığı ile ilerledi film boyunca. Belki de müzikallere ısınamamış olmamla da ilgili olabilir.

Yapımcı ve yönetmen Michael Jackson gibi bir ismin yalnızca müzikten ibaret olması gerektiğini düşünmüş olsa gerek ki filmin genelinde hâkim olan duygu ister istemez müziğe adanmış ve müzikle bir “devrim” yaratmış bir profil çıkıyor karşımıza. Bu sahiden de böyledir belki, bilemiyorum. Bilemiyorum çünkü iki bahis var kafamda.

İlki filmin arka planındaki bazı hususlar. Benim çok önemsediğim ve merak ettiğim bir husus değil ama bunun varlığı aslında yukarıdaki hissiyatımı birazcık biçimlendiren bir husus. O da şudur: Habere göre, filmin orijinal kurgusunda aslında Jackson’ın 1993’teki taciz iddiaları, evinin aranması, hakkında açılan dava, Jackson’ın ödediği tazminat ve uzlaşma bahisleri varmış. Ama tam da bu uzlaşmadan ötürü buradaki sahneler tamamen filmden çıkarılmış. Film yeniden kurgulanmış. Dolayısıyla filmin nerede biteceğini, neyi gösterebileceğini, hangi anlatıyı kuracağını dışarıdaki hukuki bir mevzu belirlemiş. Sınırları belirlenmiş, tahrif edilmiş, buradan bakınca pekala sansürlenmiş diyebileceğimiz bir eseri, nasıl alımlayacağına okur/seyirci kendi karar versin. Jackson’ın taciz iddialarından bağımsız olarak, insanları hep iyi anımsamak zorunda kalmak insanlık için pek de hayırlı bir şey gözükmüyor sanki.

İkinci husus birçok insana tuhaf ve kibirli gelebilir. Şöyle ki, Michael Jackson’ın küresel başarısını, albüm satışlarını, sesinin güçlülüğünü veya video kliplerini sinematik bir forma dönüştürerek sektöre getirdiği yenilikleri vb. diğer tüm “efsanevi” şeylerini, rekor üzerine kırdığı rekorları, anlatıldığı kadar hayati veya çok büyük bir kırılma olarak görmüyorum, göremiyorum. Eğlence sektörü kendi ürettiği, parlattığı ve pazarladığı figürleri yine kendi içinde kutsar. Kitleler de popüler kültüre zaten koşulsuz bir şekilde tâbi olduğundan, endüstri ile kitleler arasında birbirini besleyen, sorgulamadan uzak yapay bir döngü oluşmuş durumda, bir tür körler sağırlar durumu. Jackson’ın başarılarını ve etki alanının gücünü inkâr etmiyorum zaten, mesele Jackson meselesi değil. Mesele endüstri çıktısının, estetik ve tarihsel bir önem ile birbirine karıştırılması. Michael Jackson’ın Wikipedia sayfasına baktığınızda bütün biyografide görülebilecek ortak izleklerden biri, hep daha fazlasının, daha fazlasının ve daha fazlasının olduğu ve sürekli bir istatistik ile en, en, hep daha en, daha en olduğunun gösterilmesidir. Hep daha fazlasını ve hep daha en’in tarihi bir kırılma/efsane olarak satılması bana hiç makul gelmiyor hatta itici de geliyor. Figürü üreten de, o figürün büyüklüğünü ölçen de aynı yer. Bu bir tür totoloji bile olabilir. Rahmetli Adorno ile Horkheimer’ın kulakları çınlasın.

Bugün birinin kitleleri peşinde sürüklediği bir çağı çoktan geçtik sanırım. Böylesi şeylere ihtiyacımız var mı ona da emin değilim. Gelgelelim bugün böylesi “ışıltılı” insanlarımız da yok. Belki de 60 ve 70’lerin dünyasında birçok insan tüm ayrılıklarına rağmen aynı dünyaya bakıyordu. Bugün aynı gökyüzüne bakıyor muyuz?

  • Orijinal Başlık: Michael (2026, ABD)
  • Türkçesi:
  • Yönetmen: Antoine Fuqua
  • Senarist: John Logan
  • Oyuncular: Jaafar Jackson, Nia Long, Colman Domingo

One thought on “Antoine Fuqua, Michael (2026)

Comments are closed.